2019 yılında 80 km koştuğum Runfire Salt Lake Ultra Trail’deki her adımımı KEDV bünyesinde Türkiye’nin dört bir tarafına yayılan Kadın Kooperatifleri için, oradaki kadınlar daha da güçlensinler, kendileriyle birlikte çevrelerini de geliştirebilsinler diye atmıştım.

İlk kez o kadar uzun bir mesafeyi kat etmiş, her 10 km’de bir kooperatifi anlatmış ve emekçi tüm kadınları anarak tamamlamıştım koşumu. Ben koşarken belki kooperatiflerdeki kadınlardan biri tam da o anda, yıllardır başkaları tarafından becerebildiği tek şey gibi görülen o mini minnacık, makineden çıkmışçasına kusursuz mantıları satarken bir yandan da kendini keşfediyor, organize olmayı, plan yapmayı, karşılarındakilere hitap etmeyi öğreniyor, belki de hayatından ilk defa…


Bir gün her şey ‘normal’e döndüğünde bizleri nelerin beklediğini merak etmekten ziyade, hep yapamamaktan şikayet ettiğimiz ancak pandemi ile zorunlu birlikteliğimiz sırasında hemhal olduğumuz alışkanlıklarımızı ne kadar sürdürebileceğimizi merak ediyorum daha çok.

Umutların hep yeşermesi dileğiyle…

Bakalım neler yaptık şu dönemde:
-İstersek krizi fırsata çevirebileceğimizi gördük mü, gördük!
-“Elimi attığım yeşil kuruyor.” diyenler nerdeyse bir orman yetiştirdi evinde. Minicik bir bahçesi olanın da en azından kahvaltılık domatesini, maydanozunu yetiştirdiğine tanıklık ettik.
-Zihnimizin farklı köşelerine savrulmuş kelimeler bir araya gelip, yazıya dökülüverdiler. Vay be, yazabiliyormuşuz da vaktimiz yokmuş demek ki…
-Meğer ne de çok özlemişiz fotoğraf çekmeyi.
-Düzenli hareket etmek, spora yoğunlaşmak iyi bir şeymiş.
-Ekmeğini yapandan…


Sevmek

Çoktan seçmeli, boşluk doldurmalı, sürekli kanıtlanası bir şey değil sevgi. Hiçbir canlı sevdiğini ispat etmek zorunda kalmamalı, sevdiğiyle kalmalı, sınanmamalı.


Bir teşekkür yazısı bu; 33 saat boyunca uzaktan ilgi ve alakasını esirgemeyen destek grubuma, yol arkadaşım Özden Sertkaya’ya, ben koşarken adımlarıma güç katan bağışçılara, STK’ların kaynak geliştirmesine aracılık eden tüm Adım Adım ekibine, Run Fire Salt Lake Ultra Trail’e renk katan Uzun Etap’a, 100 millik parkurun her alanında rahatımızı düşünen Set Adventures’a, harika kareleriyle anılarımızı ölümsüzleştiren Go Shots’a ve elbette ihmal ve istismar edilmiş çocukların en zor zamanlarında yanlarında olan UCIM ekibine…

Geçen yıl Tuz Gölü’nde 80 km koştuktan sonra karar vermiştim bu yıl 100 mil koşmaya. Tam tatlı bir heyecanın sarhoşluğuna kapılmaya hazırlamışken kendimi, COVID-19 çalıverdi kapımızı. Olur mu…


Tuz Gölü’ndeki sonsuz beyazlığın kızılla buluşup, ışık oynadığı anlardan biri bu an. Batıyor güneş; tazelenmek, yeniden doğmak, enerjisiyle bir sonraki günümüzü aydınlatmak için batıyor. Yenilenmek için yok oluyor.

Güneşin batışını an be an izlemektense çekip, gittikten sonraki o pembeli, kırmızılı, turunculu, morlu gökyüzünü daha çok severim. Yarın ne kadar renkli bir güne uyanacağımla ilgili ipucu verir gibi gelir bana, umutla doldurur içimi.

2 gün sonra Runfire Salt Lake Ultra Trail’deki ilk adımlarımı atmaya başlamışken yine güneşi batıracağım tuzun üzerinde, hem de Cuma ve Cumartesi üst üste. Sadece kendim için değil, güneşi batıran tüm çocukların yarın yeniden güzel bir güne uyanacaklarını…


“Göğüs numaran ne olsun?” dediler, “6” dedim. Uğurlu olduğundan değil, sevdiğimden onu dedim.

6, benim ilkokuldaki basket antrenörümün forma numarasıydı yanlış hatırlamıyorsam ki hatırlamıyorumdur çünkü yıllardır ayrı severim bu rakamı, mutlaka şifrelerimin içinde yer alır mesela (iyi mi ettim bunu söyleyerek, bilemiyorum.) Çocukluğumdan bir hatıra o bana, kapalı spor salonunda ciiyk, ciiyk diye ses çıkaran ayakkabıların özenle seçildiği o muzip, mutlu, heyecanlı günlerin, çıkılan turnelerin, bugün bile keyifle hatırlanan anıların temsilcisi.

Babamın beni pek erken bırakıp gitmesinin dışında içimi hüzünle dolduran, üzerimde negatif etkiler bırakan ‘keşke o zamanlar bunu yaşamasaydım’ dediğim şeylerle karşılaşmadım pek küçükken. Karşılaştımsa da ilerleyen zamanlarda onları…


Bu seksek çizgileri 23 Ağustos’ta Runfire Salt Lake Ultra Trail’de koşacağım 100 mil’in 50K antrenmanını yaptığım gün çıktı karşıma ve elbette birkaç tur atıverdim üzerinde. ‘Yaşım 50’ye merdiven dayadı, etraftakiler tuhaf tuhaf bakarlar, “cık cık cık” yaparlar’ diye düşünmedim, ihtimallere değil, keyfime baktım. Döneceksin çocukluğuna, yaşın, mevkin kaç olursa, ne olursa olsun, içindeki o heyecanı yaşayacaksın yeniden. Bak o zaman nasıl da hafifsin tüy gibi.

Ancak…
Çocukluğunu hiç kaybetmemekten daha da önemlisi çocukken ‘çocuk gibi’ yaşayabilmektir. Minicikken büyümek zorunda kalan, sırtında pek çok yükle yaş alan ve o yükler zamanla azalsa da yüreklerindeki, ruhlarındaki sızı hiç bitmeyen çocuklar var hayatımızda. Kimi…


-18'in Işıltılı Dünyası!

Şu anda serbest olsa da ‘yasak’tı neredeyse 1 hafta önce -18'in sokağa çıkması. Belirli günlerde, belirli saatlerde sosyal mesafelerini korumak şartıyla evden dışarı adım atabiliyor ve kendilerine ayrılan süre sona erdiğinde de geri dönüyorlardı.

-dı ama bu sadece ‘belirli’ bir kitle için geçerliydi bu şartlar ‘belli ki’… İstanbul / Caddebostan’da gördüm; -18 değil, -8 çocukların gecenin yarısına ramak kala hiç tanımadıkları insanların arasına girip de ışıklı balonlar satmaya çalıştıklarını. Maskesiz, mesafesiz bir şekilde, gözden akan uyku eşliğinde…

O çocuklar ki rüyalarında görmeleri gereken ve belki de bir masalın parçası olası ışıltıları pazarlamaya, eve 3 kuruş götürmek uğruna kaf dağının ardındaki korona ile savaş halindeydiler olanlardan habersiz, savunmasız, kimsesiz…


Tam mıyız?

Son zamanlardaki hali pür melalimiz bu…
Zıbarana kadar okumak, izlemek, pişirmek, hareket etmek, tembelleşmek, hiçbir şeyleşmek istiyoruz, olduramıyoruz.
Olduramayınca tamamlanamıyoruz.
Tamamlanamayınca başa sarıyoruz, başa sardıkça bantı yıpratıyoruz.
Bant zaten inceldiği yerden kopmaya bu kadar meyletmişken az dursak mı, n’etsek?
………………
Yok yok, durmasak.
Dururken tam sayılır mı, tamamlanır mı hiç insan?


Yine bir gün Runfire Salt Lake Ultra Trail‘deyiz, tuza bulanmamıza ramak kalmış. 2019’un Ağustos’u…

Koşudan bir gece önce 12 kişilik çadırımızda son hazırlıklar içerisinde herkes. Sabah 07:00’da koşmaya başlayacağım ve gece uyuyamayacağıma da adım gibi eminim.

Defne geldi bir ara yanıma, “Yarın kaç kilometre koşacaksın?” dedi, ben de “80 km” diye cevap verdim. Atlayıverdi boynuma ve “Ama ben seni çok özleriiim.” diye çığlık attı adeta.

“Yahu çok uzun mesafe bu, antrenman yaptın mı doğru dürüst?” demedi.
“Heyecanlı mısın, değil misin, hiç mi değilsin, insan mı değilsin, nesin?” demedi.
“Bak sakatlanırsan karışmam.” demedi.
“Yiyeceğini, içeceğini planladın mı, ayılıp, bayılma.” demedi.
“Yine…

Kıvanç Ergun

Bugün bisikletin tepesinde, yarın ormanda çamurun içindeyim… Harekete doyamıyor, çılgınca şeyler yapmayı seviyorum.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store