“Ama ben seni çok özleriiim.”

Yine bir gün Runfire Salt Lake Ultra Trail‘deyiz, tuza bulanmamıza ramak kalmış. 2019’un Ağustos’u…

Koşudan bir gece önce 12 kişilik çadırımızda son hazırlıklar içerisinde herkes. Sabah 07:00’da koşmaya başlayacağım ve gece uyuyamayacağıma da adım gibi eminim.

Defne geldi bir ara yanıma, “Yarın kaç kilometre koşacaksın?” dedi, ben de “80 km” diye cevap verdim. Atlayıverdi boynuma ve “Ama ben seni çok özleriiim.” diye çığlık attı adeta.

“Yahu çok uzun mesafe bu, antrenman yaptın mı doğru dürüst?” demedi.
“Heyecanlı mısın, değil misin, hiç mi değilsin, insan mı değilsin, nesin?” demedi.
“Bak sakatlanırsan karışmam.” demedi.
“Yiyeceğini, içeceğini planladın mı, ayılıp, bayılma.” demedi.
“Yine mi sandaletle koşacaksın. Yazık o ayaklara.” demedi.

Çok ‘basit’ bir laf etmişti; sadece “özlerim” demişti. Neredeyse 1 yıl geçti aradan ve söylediği hiç çıkmıyor aklımdan çünkü işte tam da buna ihtiyacımız var aslında; bu saflığa, bu netliğe, bu basitliğe, bu güvene, bu sıcaklığa, bu hesapsızlığa, bu pazarlıksızlığa, çocuk gibi düşünmeye, çocuk kadar düşüncesizliğe…

Bugün bisikletin tepesinde, yarın ormanda çamurun içindeyim… Harekete doyamıyor, çılgınca şeyler yapmayı seviyorum.

Bugün bisikletin tepesinde, yarın ormanda çamurun içindeyim… Harekete doyamıyor, çılgınca şeyler yapmayı seviyorum.